Salı, Kasım 24, 2009

Murdoch ve Microsoft Google'a karşı (ya da reklamcılıkta kaçınılmaz değişim)

Bugünkü haberlerde Microsoft'un Murdoch'la yapacağı muhtemel işbirliğinden bahsedilmekte (bkz. For Search, Murdoch Looks to a Deal With Microsoft). Çoğunuzun bildiği gibi, Rupert Murdoch dünyanın ikinci en büyük haber ve medya topluluğunun (News Corporation) büyük ortağı. Haberde bahsedilen; Microsoft'un, News Corporation'un web sitelerine Google'ın erişimini engellemesi için para vereceği yönünde. Yani, News Corp.'un sitelerini sadece Bing indeksleyebilecek ve dolayısıyla sadece Bing'de arama yaparsanız bu site içeriklerine ulaşabileceksiniz.

Murdoch zaten uzun süredir, basılı mecralarındaki reklam gelirlerinin düşüşünü nasıl telafi edebileceği yönünde fikirler geliştirmekte. Sanırım bir kaç sene önce de Google'ın reklam gelirinden pay almaları gerektiğini iddia etmişti. Kendisi açısından mantıklı gibi gözükse de, Internet'in işleyişi açısından pek mantıklı gözükmeyen bir talep :-|

Kim nereden para kazanmalı?
Elbette hem içeriği oluşturan, hem de bu içeriğe erişilmesini sağlayanlar bu işten kazanç sağlamalı. Ancak, bu kazancın nasıl sağlanacağı sorusuna cevap vermek daha zor.

Kim ne katma değer üretiyor?
Yaratılan değer açısından baktığınızda, Murdoch'un Internet'teki içeriğinin çok değeri yok. Yani erişilemeyen içeriğin değeri olamayacağı için, çok muhteşem bir içeriğe sahip olsanız da, bu içeriğe insanların nasıl erişeceğini düşünmeniz lazım. İnsanlar webdeki içeriğe bir kaç farklı yoldan ulaşabiliyorlar. Öncelikle direkt erişimi düşünelim, yani web tarayıcınıza direkt olarak web sitesinin adresini yazarak gerçekleştirilen erişim. Bu tip ziyaretçilerinizin olması için, daha önceden web sitenizi tanıtmış, veya web sitesinin ana markasını (Gazete markalarında olduğu gibi) belli bir bilinirliğe ulaştırmış olmanız gerekiyor. Bizdeki milliyet.com.tr v.b. gibi. Zaten bu gibi sitelerin kullanıcılarının büyük bir bölümü, direkt erişimle siteye ulaşmakta, bu da o markanın uzun yıllardan beri yarattığı bilinirlikle ilgili bir şey. Eğer sitenizin yeterli direkt erişim gerçekleştiren kullanıcısı varsa, o zaman ciddi bir avantaja sahipsiniz demektir, çünkü kendi trafiğinizi, kendiniz üretebiliyorsunuzdur. Ancak, bu durumda zaten Google v.b. ile işiniz olmayacaktır ve web sitenize erişenler ve/veya sitenize reklam verecekler üzerinden para kazanmanın bir yolunu bulmanız gereklidir.

Sitenize direkt erişim gerçekleştiren kişiler dışındaki trafik, iki ana şekilde olabilir. Ya insanlar diğer sitelerdeki bağlantılar vasıtasıyla gelebilirler, ya da Google gibi arama motorlarındaki sonuçlar vasıtasıyla. Diğer sitelerden verilen bağlantılar, webin çalışma mantığını oluşturmaktadır ki, web sitenizin organik başarısı için en gerekli trafik kaynağını oluştururlar. Diğer sitelerden verilen bağlantıların çokluğu ve kalitesi, sizin içeriğinizin hem başarısını gösterecektir, hem de değerine değer katacaktır. Çoğu durumda da, size bağlantı verenlerin bu işten fazla bir maddi kazancı olmayacaktır. Dolayısıyla, buradan kazanç sağlamaya çalışmanın pek anlamı olmayacaktır.

Arama motorlarındaki sonuçlar vasıtasıyla sitenize erişenler, aslında size başka şekilde erişemeyecek bir trafiği içermektedir. Bu şekilde sitenize erişenler, sizin markanızı Google'da arayarak erişebilecekleri gibi, herhangi bir içerik temasına ait kelimeleri kullanarak da sitenize erişebilirler. Direkt olarak markanızla arama yaparak erişseler bile, bu ziyaretçiler ya web sitenizin adresini tam olarak bilmiyorlardır, ya da sadece kolaylık olsun diye arama motorunu kullanmaktadırlar. Her iki ihtimalde de, yaratılan bir katma değer vardır ve bu katma değer arama motoru tarafından yaratılmaktadır.

Arama motorları nereden para kazanıyor?
İşe biraz daha mantık getirmek için, arama motorlarının nasıl para kazandığına bakalım. Arama motorları, gerçekleşen aramalar sonucunda kullanıcılarına iki ayrı tipte sonuç gösteriler. Birincisi, organik sonuçlar olarak adlandırılan sonuçlardır, ki arama motorları bu içerikten direkt olarak para kazanmazlar. Diğeri de sponsor sonuçlar olarak adlandırılabilir ki, arama motorlarının asıl gelir kaynağı budur (içerik ağını bu işe dahil etmiyorum). Murdoch'un Google'ın erişimini engellemeye çalıştığı içerik, Google'ın para kazanmadığı organik sonuçlar içinde yer almaktadır ki, bu içeriğin listelenmesinden direkt fayda sağlayanlar, aramayı yapan kullanıcı ve içerik sahibi olanlardır. Google'ın buradaki kazancı dolaylıdır ve aslında Google bu linklere tıklanmasını pek de istemez. Çünkü Google sponsor sonuçları ne kadar "satabilirse" o kadar çok para kazanabilecektir.

Sponsor sonuçlara kimler, neden para ödüyor?
İşte bence en kritik soru bu. Çünkü, Google'a sponsor sonuçlarda yer almak için para verenlerin, bunu neden verdikleri bize endüstrinin durumunu göstermekte. Bu sonuçlarda yer almak için ödenen para, her konuda mal ve servisin satışını arttımak için verilen reklamlara ödenmektedir. Dolayısıyla, burada gerçekleştirilen reklamlar, aslında Murdoch'un mecralarında gerçekleştirilebilecek alternatif reklamların rakibidir.

Peki burada Murdoch hak ettiği bir şeyi mi kaybediyor, yani Google'ın burada haksız bir kazancı mı var? Bunu anlamak için kullanıcının ne aradığını incelememiz gerekmekte. Google'da belli konuda arama yapan insanlar, eğer hedefleri ticari bir mal veya hizmete ulaşmaksa, zaten muhtemelen Murdoch'un içeriğiyle ilgilenmemektedirler. Örneğin, ucuz uçak bileti arayan bir kişi, Murdoch'un haberleri veya eğlence içeriği ile ne kadar ilgilencektir? Cevap: Hiç. Çünkü bu ziyaretçi aslında SunExpress'in veya diğer ucuz bilet satan bir havayolunun web sitesine ulaşmak istemektedir. Dolayısı ile, Google'da ya organik (yani ücretsiz) sonuçlar içinde yer alan bir ilgili bağlantıya tıklayacak, ya da Google'ın sunduğu sponsor bağlantılardan cazip bulduğu birine tıklayacaktır. Bu çevrim içinde, Murdoch'un bir hakkı olduğunu söylemek zor.

Bir de başka bir kullanıcıyı düşünelim, bu kullanıcı da ticari bir ürün aramıyor, ama eğlence veya bilgiye ulaşma amacıyla bir arama gerçekleştiriyor. Mesela, "almanya tren kazası" diye bir arama gerçekleştirdiğinde, bu arama sonucunda kendisine görüntülenen organik sonuçlar, muhtemelen Almanya'da gerçekleşen tren kazalarına ait haberlerle ilgili olacaktır. Peki bu bağlantılara tıklandığında ne oluyor, Google para kazanıyor mu? Cevap: Hayır! Böyle bir haberin ticari değeri olabilir mi? Evet, ama direkt olarak ticari bir mal veya hizmet satışındaki gibi bir değerden bahsetmek de pek mümkün değil. Çünkü buradan kazanç elde edilebilmesi, sunulan haberin niteliğine, haberde yaratılan katma değere ve habere ulaşan kişinin bu nitelikte bir habere para verip vermeyeceğiyle ilgilidir. "Çıplak" haberin neredeyse harc-ı alem bir ürün olduğu ve binlerce farklı kanal (kimi ticari, kimi değil) tarafından ücretsiz sağlandığı günümüzde, direkt olarak içeriğe ulaşan kişiden para kazanmak pek mümkün gözükmemekte. Ancak, film, müzik, oyun gibi katma değerin yüksek olduğu ürünlerde kullanıcılar para ödemeye razı olabilmekte.

Peki geriye ne kalıyor, Murdoch nereden para kazanabilir? Tabii ki mecralarında yaratacağı reklam alanlarının satışından. Google'ın burada rolü ne? Murdoch'un mevcut içeriğine daha fazla kişinin ulaşmasını sağlamak, yani bedavadan Murdoch'un reklamını yapmak. Bence Murdoch ya delirmiş, ya da yaşı Internet dünyasını anlamaya yaşı müsait değil :-)

Reklamcılık artık daha zor!
Evet, artık reklam sektörünün çok köklü şekilde değiştiği gün gibi ortada. TV, radyo ve basılı yayınlar gibi geleneksel mecralar, artık toplumun büyük bir çoğunluğuna ulaşmakta zorluk çekiyorlar. Onlarca ulusal TV kanalı, yüzlerce radyo, binlerce dergi var ve her biri de reklam geliri peşinde. Ama reklam verenlere sağladıkları değer açısından baktığınızda, bu mecralar gittikçe değer kaybediyorlar, çünkü insanların dikkatini çeken farklı mecralar da işin içine girdi, yeni nesil artık vaktinin çoğunu YouTube, Facebook, sosyal mecralar ve video oyunları ile geçiriyor, dikkatleri bu noktalarda. Dolayısıyla, reklam veren açısından çok farklı ve verimli alternatifler var.

Üstelik, yükselen tüketici bilinci sebebiyle, artık her sektörde rekabet çok daha fazla. Bir kaç prestij ürünü dışında, tüketiciler verdikleri paranın tam karşılığını almak istiyor ve marka için prim vermiyorlar. Dolayısıyla, reklam verenlerin karlılığı daha az, reklama ayıracakları para da daha az.

Sadece bir TV kanalına verilen reklamla marka yaratmak, yaratılsa bile bu markanın başarısının sürekliliğini sağlamak eski günlerde kaldı. Ne reklam veren, ne de tüketici yapısı artık buna imkan veriyor. Bu değişim süreci henüz tamamlanmadı, belki de hiç tamamlanmayacak, ancak zaman içinde hangi noktaya geldiğimizi göreceğiz.

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 9:56 AM yazýya linkler | 1 yorum var

Salı, Kasım 17, 2009

Bunu izleyin: Hans Rosling's new insights on poverty

Etiketler:

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 12:54 PM yazýya linkler | 0 yorum var

Pazartesi, Kasım 16, 2009

Günün Anketi: Do you Google even if you actually know the web address :-)?

Katılmak ve sonuçları görmek için:
http://polls.linkedin.com/p/66189/gvxks

Etiketler: ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 4:11 PM yazýya linkler | 0 yorum var

Google'da reklam, ama nasıl?

Google Adwords reklamları, reklamverenler açısından bazen pek de anlaşılamayan çok yönlü imkanlar sumakta. Bu yazıda, Google'ın reklam için bize sunduğu imkanları kısaca ama bir sistematiğe bağlı kalmadan değerlendiriyor ve özetliyorum.

İhtiyacınıza uygun farklı reklam imkanları.
Genelde Google reklamı denildiğinde, Google Arama reklamları akla gelmekte, çünkü bir çok Internet kullanıcısı açısından Google'ın en önemli ve kullanıcılara görünen yüzü web aramaları olmakta. Ancak, Google'ın daha az bilinen yönleri, reklamverenler açısından çok değerli imkanlar sunabilmekte, şimdi en bilinenden başlayarak, Google'ın reklam imkanlarına bir göz gezdirelim:

Google Arama Reklamları
Google'da gerçekleştirilecek aramalar sonunda, görüntülenen listede "Sponsor Bağlantı" başlığı altında görüntülenen reklamlar bu kategoriye girmekte. Bu reklamlar, genelde Google sayfasının sağ bölümünde, bazen de diğer organik sonuçların üstünde görüntülenebilmekte. Google arama reklamları, özellikle kullanıcıların bizim ürün ve hizmetlerimizle ilgili arama yaptıkları anda karşılarına çıkabilmemize olanak tanıdıkları için, bize büyük bir şans sunmaktalar. Çünkü, kullanıcıların, o anda ilgilendikleri (çözüm aradıkları) bir konuda görüntülenen reklamlara tıklama ihtimalleri çok daha yüksek olmakta. Sadece tıklama değil, bu kullanıcıların, aradıkları konudaki ürünü satın alma ihtimalleri de son derece yüksek, çünkü o anda bu ürüne ihtiyaçları var. Özellikle iyi bir reklam metni ve doğru ürünle birleştiğinde, Google Arama reklamları, potansiyel müşterilerimize ulaşmanın çok hızlı bir yolu olabilmekte.

Google İçerik Ağı Reklamları
Bu reklamlar bize, Google'ın içerik ağına dahil olan binlerce web sitesinde reklamlarımızı yayınlama olanağı sağlamakta. Google İçerik Ağı reklamları, ister metin, ister görsel reklam olarak kullanılabilmekte. Görsel reklamlar da, ister grafik, ister video olabilmekteler. İçerik Ağı reklamlarının Arama reklamlarına göre aşağıdaki giib avantaj ve dezavantajları var:

Avantajlar:
- Eğer reklamını yaptığımız konu, Google'da araması az yapılan bir konuysa, o zaman içerik ağı reklamları kullanıcılara ulaşabilmemize olanak tanımakta.
- Çok daha geniş ve/veya çeşitli bir kullanıcı kitlesine reklam yapma imkanı tanımaktalar.
- Arama reklamlarına göre tıklama başı maliyeti daha düşük olabilmekte.
- Görsel reklam kullanabilme şansı vermekte.

Dezavantajlar:
- Kullanıcıların ilgi seviyeleri Arama reklamlarındaki kadar yüksek olmayabilmekte ve dolayısıyla tıklanma oranı daha düşük olabilmekte.
- Reklamımızın hangi içerikle yan yana duracağını bilemeyebiliyoruz, dolayısı ile, kontrollü iletişimi tercih eden kurumlar için bazı mahzurlara sahip olabilmekte bu reklamlar. Örneğin, uçak kazası haberi veren bir web sayfasında, uçak bileti satmaya çalışmak, kurumsal iletişim açısından ters etkiler yaratabilme potansiyeline sahip.
- Görsel reklamların Google tarafından onayı belli bir sürede gerçekleştiği için, anlık kampanyaların devreye alınması gecikebilmekte.

Mobil Reklamlar ve Mobil Cihazlarda Reklamlar
Eğer sadece cep telefonları veya iPhone gibi cihazlarda reklamınızın yayınlanmasını istiyorsanız, o zaman Google mobil reklamları tercih edebilirsiniz. Böylece, örneğin sadece iPhone için yaptığınız bir uygulamamanın yüklenmesini istiyorsanız, mobil reklamlarla daha kısıtlı bir kitleye, daha etkim bir reklam kampanyası gerçekleştirebiliyorsunuz. Mobil reklamlar ikiye ayrılmakta, sadece cep telefonlarında yayınlanmak üzere daha kısa başlık/metin içeren ve "mobil reklamlar" başlığı ile anılan reklamlar, ve, "iPhone ve benzeri gelişmiş telefonlar"da yayınlanan reklamlar.

Seçtiğiniz Web Sitelerinde Reklam Yapmak
Dilerseniz, Google İçerik Ağı'nda yer alan siteler arasından bir seçim yaparak, sadece bu sitelerde de reklam kampanyası gerçekleştirebilirsiniz. Böylece, Google'ın aksi taktirde reklam kampanyanızdaki "anahtar kelimelere" göre otomatik olarak konumlandıracağı reklamlar yerine, tam olarak istediğiniz sitenin, istediğiniz bölümünde reklam verebilirsiniz.

İstediğiniz Coğrafi Bölgede ve Dille Reklam Yapmak
Reklamlarınızın hangi ülkede, şehirde veya bölgede yayınlanacağını belirleme imkanının mevcut. Ayrıca, kullanıcıların diline göre de reklamlarınızı hedefleyebilirsiniz. Örneğin, "Almanya" coğrafi bölgesinde, "Türkçe" dil tercihi ile reklam verdiğinizde, büyük oranda Almanya'da yaşayan Türkler'e reklamınız görüntülenecektir.

İstediğiniz Gün ve Zamanda Reklam Yapmak
Reklam kampanyanızın haftanın hangi gününde ve günün hangi saatinde yayınlanacağını belirleyebilirsiniz. Örneğin, sadece Pazartesi-Cuma günleri arasında, mesai saatlerinde reklamlarınızı yayınlayabilirsiniz.

İstediğiniz Bütçe ve Birim Maliyetle Rekam Yapmak
Google Adwords sisteminin en önemli özelliklerin de biri de, reklam maliyetleriniz üzerinde çok sıkı bir kontrole olanak tanıması. Reklamlarınızın bütçesini ister günlük ister aylık olarak sınırlayabilir, her ziyaretçinin (yani tıklamanın) size maliyetini de sınırlayabilirsiniz. Satınalma modeli olarak, Google Adwords sistemi Internet reklamcılığında uygulanan hemen her türlü satınlama modeli ile reklam satınalabilmemize olanak tanımakta. Tıklama Başı Maliyet TBM (CPC), Bin Gösterim Başı Maliyet BGBM (CPM) ve Edinim Başı Maliyet EBM (CPA) modelleri ile reklam satın alması yapabilirsiniz. Özellikle EBM, sizin için başarı kriteri olan dönüşüm başı maliyetinize sınır getirmesi açsınıdan müthiş bir olanak sunmakta. Mesela, diyelim ki sizin için başları kriteri web sitenize yeni üye kaydı gerçekleştirilmesiyse, o zaman Google'dan "ben her üye için en fazla 5 TL öderim" gibi bir teklifle satın alma yapabilirsiniz. Ödeyeceğiniz miktar, hiç bir zaman belirlediğiniz birim maliyet üzerine çıkmayacaktır.

Dönüşüm Tabibi ile Karlılığınızı Ölçün
Google Adwords Dönüşüm Takibi sistemi, Google reklamları sonucunda elde ettiğiniz kazanımı (ister üye sayısı olsun, ister satış adedi, ister satış cirosu olsun) izlemenize olanak tanımakta. Böylece, örneğin eğer ayda 1000TL Google reklam harcamanız varsa, bu harcama karşılığında kaç TL'lik satış gerçekleştirdiğinizi ölçebilirsiniz. Böylece, getiri/maliyet oranınızı sürekli takip ederek, reklam kampanyalarınızın karlılığını garanti altına alabilirsiniz. Internet öncesinde hayal bile edilemeyecek bir imkan olan "Dönüşüm Takibi" özelliği, Google'ın mutlaka yararlanılması gereken nimetlerinden biri.

Google Adwords reklam kampanyalarınızın yönetimi için, Markethink servislerinden faydalanabilirsiniz. Markethink'e ulaşmak için tıklayın.

Etiketler: , , ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 2:58 PM yazýya linkler | 0 yorum var

Çarşamba, Kasım 11, 2009

Günün anketi: Do you use Google Advertising for promoting your products?

Katılmak ve sonuçları görmek için:
http://polls.linkedin.com/p/65446/vmzqi

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 12:56 PM yazýya linkler | 0 yorum var

Cuma, Temmuz 31, 2009

Internet’in Markaları ve Internet Pazarlamacıları

Internet’te pazarlamanın nereye gittiğini anlayabilmek için aslında şu soruya cevap vermek işimizi kolaylaştıracaktır: Internet dendiğinde aklınıza hangi markalar geliyor? Yani Internet’le özdeşleşmiş markalar hangileri?

Belki sizin aklınızda farklı şeyler olabilir, ama ben size genelde ilk akla gelen markaları söyleyeyim (ülkemiz için konuşuyorum): Google, MSN (Hotmail), Facebook, YouTube, Blogger, MyNet, Yahoo, RapidShare, Gittigidiyor, Sahibinden, Hepsiburada, Wikipedia, Ekşi Sözlük ve daha yeni Twitter.

Birkaç marka daha eklenebilir ama sanırım en önemli ikonlar yerine oturdu.

Bu markalar neden önemli?
Çünkü Internet kullanımının çok büyük bir bölümü bu markaların sunduğu servislerle sağlanmakta. Çünkü Internet trafiğimizin, milyarlarca sayfa görüntülemenin, milyarlarca e-postanın aktığı noktalar bu markalar tarafından yönetiliyor. Yani Internet “rating”ini bu markalar kapıyor. Çünkü bu markalar, Internet’teki ticaretin büyük bir bölümünden sorumlu.

İşinin Uzmanı Devler
Bu markalara baktığımızda, aslında çok ilginç bir işbölümü görülmekte. Bir iki kesişme dışında çoğunun ana uzmanlık alanı, diğerlerden farklı. Örneğin, Google birçok servis sunmasına rağmen, stratejik olarak en büyük üstünlüğe sahip olduğu alan arama motoru olarak ortaya çıkmakta. Haydi her markayı şimdi ana üstünlük sağladığı servis/ürüne göre bir inceleyelim:

Google: Arama Motoru
MSN: Anında Mesajlaşma Servisleri
Hotmail: Web tabanlı e-posta servisi
Facebook: Sosyal İletişim
YouTube: Video Paylaşımı
Blogger: Bloglar
MyNet: Genel Portal
Yahoo: Web tabanlı e-posta servisi
RapidShare: Dosya Paylaşımı
GittiGidiyor: Açık Arttırma
Sahibinden: Küçük İlanlar
Hepsiburada: E-ticaret
Wikipedia: İçerik Paylaşımı
Ekşi Sözlük: İçerik Paylaşımı
Twitter: Mikro Bloglar

Kullanıcı neredeyse, Internet’te pazarlama da orada!
Internet’te pazarlamadan söz edebilmenin baş şartı, pazarlamayı gerçekleştirebileceğiniz kullanıcı veya ziyaretçilere sahip olmaktan geçmekte. Internet’te pazarlama yapmak isteyenlerinse, hangi kullanıcıların, nerelerde, ne şekilde vakit geçirdiğini, kullanıcıların bu sayılan markalarla ne şekilde bir ilişki içinde olduklarını bilebilmesi, en azından bu konuda tahmin yürütebilmesi gerekmekte. Bu dev markaların sunduğu farklı pazarlama olanaklarını/araçlarını bilmemiz gerekmekte. Böylece, pazarlama amaçlarınıza en uygun mecralarda, en uygun aktiviteleri planlama öngörüsüne sahip olabilir hale geliyoruz. Yukarıda bahsettiğim uzmanlaşma alanları, ilgili mecraların bize ne gibi imkanlar sunabileceğinin ipuçlarını vermekte.

Tek kanalla, Internet kullanıcılarının %30’una erişim!
Alexa verilerine göre, sadece Google, bir gün içinde global Internet kullanıcılarının %30’una erişebiliyor. YouTube ve Facebook’da bu rakam %20 civarında. Bu inanılmaz bir rakam. Düşünün, Google’da yaptığınız reklamlarla, eğer yeterli bütçeniz ve hedef kitleniz varsa, 1 gün içinde kullanıcıların %30’una erişebiliyorsunuz. Yani 1.6 milyar insanın %30’una; 480 milyon kişiye ulaşabilirsiniz (internetworldstats.com 2008 verilerine göre).

Yine Alexa verilerine göre, bu insanlar günlük ortalama olarak YouTube’da 27 dakika, Facebook’da 25 dakika süre geçiriyorlar. Bunun ortalama rakam olduğunu unutmayalım. Facebook’ta bir günde insanlar toplam 133 milyon saatlerini ekran başında geçiriyorlar, sadece tek bir gün içinde!

Kullanıcılar, etkileşimli olarak kullandıkları bu ortamlarda, ilgi alanlarına göre olarak yönlendirilecek pazarlama mesajlarına, geleneksel mecralardakinden çok daha büyük ilgi gösterme potansiyeline sahipler.

“Pazarlamacı” mısınız, yoksa “Internet Pazarlamacısı” mısınız?
İşte bu inanılmaz tablo, günümüzde Internet’te pazarlamanın ne kadar önemli olduğunu ortaya koymakta. Geleneksel mecralara uygun pazarlama yaklaşımları, Internet’te pazarlama stratejilerini ortaya koymamız için yeterli olmamakta. Aslında geleneksel pazarlama teorileriyle bir problemim yok, daha çok alışkanlıklardan bahsediyorum. Internet’te pazarlamayı başarılı şekilde gerçekleştirebilmek için, yukarıda bahsettiğim kullanıcı davranışlarını ve istatistiklerini bilmemiz gerekmekte, geçmiş alışkanlıklarımızdan sıyrılıp, ölçülebilir pazarlama yapmamızı sağlayan bu mecrayı daha iyi tanımaya çalışmamız ve sürekli takip etmemiz gerekmekte. Dolayısıyla, biraz “Internet Pazarlamacısı” olmamız gerekmekte :-).

Parçaları Birleştirmek!
Yukarıdaki veriler, Internet markalarını ve bu markaların pazarlama açısından bize sunduklarını potansiyeli göstermekte. Ancak, bu potansiyeli etkin değerlendirebilmemiz için, bir pazarlamacı olarak kendi hedef kitlemizi ne kadar iyi tanıdığımız daha çok önem kazanmakta. Yeni nesil müşterilerin algı alanına girebilmek, onların pazarlama mesajlarını en kolay alabilecekleri mecrayı belirlemek ve orada etkin şekilde yer almaktan geçiyor. Yani sizin potansiyel müşteriniz TV başında mı oturuyor, Facebook, YouTube, Blogger v.b.de mi vakit geçiriyor, yoksa hepsinin bir karmasını mı yapıyor. Bunu bilmeseniz bile, kabaca öngörüde bulunabilmeniz lazım.
Internet’te pazarlama, tabii ki genel pazarlama planımızın bir parçası olmalı, kurum stratejileri ve geleneksel pazarlama aktivitelerimizle uyum içinde olmalı, ancak, bu mecranın kendine özgü imkânlarının farkında olmalı ve gereklerini yerine getirmeliyiz.

Not: Bu yazı daha önce Natali Yeşilbahar'ın kişisel sitesinde yayınlanmıştır: http://www.nataliyesilbahar.com

İlgili Yazı:
Internet'te Pazarlama Mind Map'i

Etiketler: , ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 10:20 AM yazýya linkler | 3 yorum var

Perşembe, Temmuz 30, 2009

O poşete gerçekten ihtiyacınız var mı?


Günlük olarak kullandığımız alışveriş poşetlerinin çevreye verdiği zarar artık inanılmaz boyutlara ulaşmış durumda. Yaptığımız alışverişler esnasında hiç düşünmeden kabul ettiğimiz poşetleri, çoğu durumda da ihtiyacımız olmamasına rağmen kabul ediyoruz.

Kitapçıdan aldığınız, zaten poşet içerisinde yer alan o dergiyi, çantamıza kolayca atabilecekken, kasada tekrar poşete konarak verilmesi bizi rahatsız etmiyor, belki üzerinde düşünmüyoruz bile. Markette, alışverişimizi 4-5 tane poşete dolduruveriyoruz, yanımızda taşıyacağımız dayanıklı bir torbayı kullanmak aklımıza gelmiyor.

Neden?
Çünkü hayatımızın içine o kadar girmiş ki bu ürün, artık onu görmüyoruz bile. Al, poşete konsun, eve getir, poşeti çöpe at! Ondan sonrası bizi ilgilendirmiyor. Ama nereye gidiyor bu poşetler? Hepsi çöplüklere, sokaklara ve denizlere saçılıyorlar. Sonra ne mi oluyor? Poşetlerin yapıldığı polietilen malzemesinin doğada tam olarak çözünmesi binlerce senede gerçekleştiği için, çözünme gerçekleşmeden bu poşetler parçalanıyor, gittikçe daha küçük parçalar halinde denizlerimize, toprağımıza karışıyorlar. Mikroskopik boyuta gelse de, bu parçaların kimyasal yapıları değişmiyor ve en sonunda, bizim besin zincirimize geriyorlar. Yediğimiz balıkların vücutlarına giriyorlar, ve sonunda bizim vücudumuza.

Dünya denizlerinin en ücra köşelerinden alınan balık örneklerinde bile bu plastik parçalarına rastlanmış. Bu maddenin kanserojen olduğunu söylemeye gerek yok sanırım, zaten tahmin etmişsinizdir.

Düşünün!
O yüzden artık düşünün, aldığınız her poşete gerçekten ihtiyacınız var mı? Ben şöyle yapıyorum; artık kitap ve dergi için poşet kabul etmiyorum, onun yerine her zaman yanımda olan sırt çantama atıveriyorum bu ürünleri. Benzer şekilde çantamda problemsiz taşıyacağım hiçbir ürün için artık poşet kullanmıyorum.


Market alışverişlerinde ise, yanımda taşıdığım dev IKEA torbasını kullanıyorum. Kasiyerler genellikle çok şaşırıyor, neden diye sorduklarında başlıyorum hikayeyi anlatmaya. Sonra onlar da "keşke herkes kendi torbasını kullansa" diyor.

Yasal düzenleme şart.
Dünyada bir çok ülke alışveriş poşetlerinin kullanımı ile ilgili sınırlama gertirmeye çalışıyor. Mesela Çin bu konuda bir kanun çıkartmış duyduğum kadarıyla. Geçen sene İsviçre'ye gitmiştim, Migros mağazalarında plastik poşet verilmiyor müşterilere. Eğer isterseniz, kağıt poşetleri ücretini ödeyerek satın alabiliyorsunuz. Sanırım onlarda da kanuni bir düzenleme var. İyi niyetli bireylerin alacağı tedbirleri özendirmek için, kullanımı sınırlayıcı ve/veya kullanmamayı teşvik edici önlemler almak gerekmekte.


Çöp torbaları için çevreci çözümler var.
Alışveriş poşetleri bir yana, mecburen çöp torbalarını kullanmamız gerekiyor. Bu konuda Korozo doğada kısa sürede çözünebilen poşetleri üretmeye başladı (http://www.koroplast.com/index.php?mid=177). Ben biraz daha pahalı olmalarına rağmen bu poşetleri satın alıyorum. Poşetler, güneş ışığı ve diğer dış etkenlerle karşılaştığında, 12-24 ay arası sürede doğada çözünüyorlar. Mecburen kullandığımız plastik poşet ve ürünleri için böyle bir çözüm bulunmuş olması çok güzel.

Etiketler: , , , , ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 2:31 PM yazýya linkler | 0 yorum var

HP Recommends Windows, but Dreamworks prefers Linux!


Geçtiğimiz gün Fast Company dergisindeki bir reklamı okurken gözlerime inanamadım. Reklamda, her zaman olduğu gibi üst köşede "HP Recommends Windows" ifadesi yer alırken, reklam metninde "...powered by the... Linux operating system..." ifadesi yer almaktaydı. Reklam metni, aslında DreamWorks'ün kullandığı sunuculardan bahsediyordu ve bu sunucular HP olmalarına rağmen, Windows değil Linux işletim sistemi ile çalışıyorlardı.

Reklamı gördüklerinde Microsoft'cuların yüzündeki ifadenin ne olduğunu merak ediyorum. Bu reklam metnini hazırlayan ajans ve metin yazarının olay ortaya çıktıktan sonraki durumlarını da tabii :-)

Etiketler: , , , ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 12:27 PM yazýya linkler | 0 yorum var

Salı, Nisan 28, 2009

Tripwolf PDF Şehir Rehberi


Diyelim ki acil bir yurtdışı seyahatine çıkacaksınız ve gittiğiniz şehre ait bir rehber alma imkanınız da yok, ne yaparsınız? Herhelde çoğumuz webdeki şehir rehberlerini araştırır, orada bulduğu bilgileri bölük, pörçüş şekilde yazıcıdan çıktı alarak yanınıza alırsınız.

İşte Tripwolf burada imdadınıza yetişiyor. Çünkü Tripwolf'da, dünyadaki binlerce şehre ait bilgileri, PDF kılavuzlar haline getirebiliyorsunuz. Oluşan rehber, basılı olarak alabileceğiniz rehberlerdeki hemen her türlü bilgiyi de içermekte. Her şeyden güzeli de, oluşturulan rehber bilgileri statik kaynak bilgileri değil, çoğu, site kullanıcılarının deneyimleri ile önerdikleri ve yorumladıkları içerikten oluşmakta. Kısacası, sosyal bir topluluğun ürettiği, çok etkileyici bir rehber karşınıza çıkıyor.

Denemek için tripwolf.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Etiketler: , , ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 10:57 AM yazýya linkler | 2 yorum var

Pazartesi, Nisan 27, 2009

MINE: Ortaya karışık dergi!


Time Dergi Grubu ilginç bir uygulama başlatmış. Yapılan şey, sizin ilgi alanınıza giren dergilerden derlenmiş, özel bir derginin oluşturulması. Bunun için önce www.timecmg.com/mine adresinde basit şekilde tercih ettiğiniz dergileri ve bir kaç kişsel soruyu cevaplıyorsunuz. Seçtiğiniz dergiler, Time Grubu'nun yayınladığı herhangi dergiden 5'i olmak durumunda.

Bu işlemden sonra, 2 hafta içinde, size özel içeriği ile hazırlanmış 5 adet dergi size basılı veya dijital ortamda teslim ediliyor. Üstelik bu servis ücretsiz.

Basılı mecraların kişiselleştirilmesine güzel bir örnek olmuş.

Etiketler: , , ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 12:55 PM yazýya linkler | 1 yorum var

Bloglardan size özel PDF dergi yaratın!


Tabbloid servisi, takip ettiğiniz bloglardan, size düzenli olarak PDF dergiler üreterek e-posta ile gönderiyor. Yapmanız gereken, tabbloid.com adresine giderek bir hesap açmanız ve takip etmek istediğiniz blogların RSS adreslerini tanımlamanız. Bunu yaptıktan sonra, Tabbloid, sizin tercih ettiğiniz zamanlarda, favori bloglarınızdaki yazılardan oluşan bir PDF dosyasını otomatik olarak oluşturarak size e-posta ile gönderiyor.

Ben aslında blogları webden takip etmeyi tercih etsem de, hala yanında bir PDF dosyası veya kağıda basılmış bir şeyler taşımak isteyenler için ilginç bir uygulama.

Tabbloid, HP'nin sunduğu bir uygulama.

Detaylı bilgi için, tabbloid.com'u ziyaret edin.

Etiketler: , , , ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 11:19 AM yazýya linkler | 1 yorum var

Çarşamba, Nisan 22, 2009

Flogos ile markanız göklere yazılsın!


Pazarlama bloglarını dolaşırken, gözüme Flogos uygulaması takıldı. Flogos, marka logonuzu ve/veya istediğiniz şekli uçan köpük şekiller haline getirmenizi sağlıyor. Flogos makinaları, dilediğiniz dış mekana kuruluyor ve markanıza özel şablonun ürettiği logolar gökte uçuşmaya başlıyor.

Logolar, bir çeşit sabun köpüğü ve helyum gibi uçucu gazlarla oluşturuluyor. Her köpük logo ortalama 20-30 dakika gökyüzünde kalabiliyormuş.

Artık gökyüzüne bile rahat bakamayacağız anlaşılan :-|

Detaylı bilgi ve tanıtım videosu için flogos.net

Etiketler: , , , ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 2:08 PM yazýya linkler | 1 yorum var

Pazartesi, Nisan 13, 2009

Kalbini sev, kırmızı giy!

Epeydir aklımda, zaman bulup yazamıyordum.

Yoğun şekilde duyurusu yapılan "Kalbini Sev, Kırımızı Giy" kampanyası ilk başta ilgimi çekmişti, ancak, ilgili kampanya sitesini ziyaret edince ilgi, şaşkınlığa bırakmıştı kendini. Neden mi? Çünkü, ilgili web sitesi ve kampanyası ünlü margarin markası "Becel" sponsorluğunda oluşturulmuştu. Türk Kardiyoloji Derneği'ninmiş izlenimi verilen web sitesi, muhtemelen tamamen Unilever (Becel markasının sahibi kurum) tarafından gerçekleştirilmiş. Site içindeki bazı bağlantılar da (mesela ana sayfada yer alan "Kalp Yaşınızı Öğrenin" bağlantısı gibi) Becel'in kendi sitelerine yönlenmekte.

Unilever ve Türk Kardiyoloji Derneği!
Ben Türk Kardiyoloji Derneği'nin, bu gibi bir pazarlama aktivitesinde kendisini kullanıldırtmasını son derece etik dışı buluyorum. "Kalbe Dost" olduğu söylenen "Becel" ürünü ile bir alıp veremediğim yok, araştırmalar bu gibi yağların, eski tip margarinlerle karşılaştırıldığında, gerçekten de "kalbe dost" olduklarını gösteriyor. Ancak, Türk Kardiyoloji Derneği'nin, dünyanın en büyük margarin üreticilerinden biri olan Unilever ile, bir şekilde ticari çıkar sağlamaya yönelik ortak çalışma yapması akılda soru işaretleri oluşturuyor. Hala "kalbe dost olmayan" bir çok margarini üretmeye ve pazarlamaya devam eden Unilever'le, Türk Kardiyoloji Derneği'nin dostluğu bence doğru değil.

Kampanya etkinliği hakkında
Etik problemi dışında, bence bu kampanyanın etkinliği de tartışılır. "Kalbini sev, kırmızı giy" sloganı ilk başta ilginç gelebilir, ancak, pratikte pek de mantıklı değil ve kimseye faydası yok. Hangi erkek sizce kalbini sevdiğini göstermek için kırmızı bir kravat takar? Veya hangi kadın günlük yaşamında kırmızı bir kıyafet ile işe gider? Kırmızı günlük giyimde uygulanması zor bir renk. Lance Armstrong'un sarı kanser bileziklerinden esinlenilmiş, ama uygulama başarısız olmuş (Bkz. livestrong.org). Bu kadar bütçe ile, ağızdan ağıza pazarlamayı tetikleyecek çok daha iyi bir konsept bulunabilir, bilgilendirici reklamlar gerçekleştirilebilirdi. Sağlık açısından kaçırılmış bir fırsat.

Kampanyanın, kimin kampanyası olduğunda kilitleniyor olay; Unilever'in mi, yoksa TKD'nin mi?

Etiketler: , , , , ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 4:40 PM yazýya linkler | 2 yorum var

Pazartesi, Ocak 05, 2009

Blogzette.net Test Yayınında


Bir süredir hazırlıkları ile uğraştığım yeni projemi test yayınına almanın mutluluğunu yaşıyorum :-)

Blogzette.net dünden itibaren test yayınına başlamış durumda. Blogzette.net bir blog portalı, kısaca "Seçme bloglardan yazılar bir arada" diye tanımlanabilir.

Nasıl ortaya çıktı?
Bundan yaklaşık 1 yıl önce aklıma gelen bir fikirdi bu. Kendi Internet izleme alışkanlıklarımı incelediğimde, beni uzun süre kendine bağlayan yazı veya yazarların, daha çok bloglar arasından çıktığını farketmiştim. Kendimce beğendiğim ve RSS yerimi olarak kaydettiğim blogları izlemekteydim. Ama her zaman aklımda "acaba daha farklı kimler ne yazıyor?" sorusu vardı. Yeni yazarları keşfetme yöntemim genellikle diğer bloglardaki referans linkler vasıtası ile olmaktaydı. Ayrıca, Blograzzi ve Technorati gibi web siteleri de bu amaçla çok faydalı olmaktaydı.

İşte o dönemde aklıma bu fikir geldi, acaba seçme blogların yazılarından oluşan bir portal olsa nasıl olurdu? Burada önemli olan, arama zorunluluğunun ortadan kaldırılması ve okuma kolaylığıydı. Bir çok potansiyel blog okuyucusunun, ilgi alanlarındaki yazıları keşfedemediklerini tahmin etmekteydim. Dolayısı ile, yazar ile okuyucunun daha kolay buluştuğu bir platforma ihtiyaç vardı.

Bu düşüncelerle yavaş yavaş Blogzette.net projesi ortaya çıktı. Bir çok farklı fikir ve modül ile yola başlandı, ama en sonunda, şu anda göreceğiniz versiyon ortaya çıktı. Aslında bu versiyon, fonksiyon olarak yapmak istediklerimin yaklaşık üçtebirini içermekte. Ama, bütün fonksiyonlar ile proje süresi çok uzayacağı için, optimal bir özellik listesi ile başlamayı uygun buldum.

Nasıl çalışıyor?
Site içeriğini RSS'lerden otomatik olarak oluşturmakta. Çesitli kategoriler altında, kayda değer blogların yazılarına ulaşılabilmekte. Sitede içerik sunumu açısından iki ana bölüm var. Birincisi tam RSS kaynaklarından sağlanan içeriğin yayınlandığı bölüm, ki bu bölümde makalelerin tam metnine ulaşmak mümkün olmakta. Ayrıca, sadece sınırlı RSS sağlayan kaynakların listelendiği bir de Zipzette bölümü mevcut.

Sitede yer alacak bloglar ben ve gelecekte olusması muhtemel editörler tarafından seçilmekte. Ayrıca öneriler de dikkate alınmakta. Siteye dahil olmak istemeyenlerin blogları yayından kaldırılmakta, yani kimsenin paylaşmak istemediği bir bilgiyi zorla almaya çalışmak gibi bir niyet yok :-)

Su anda sitedeki içerik beta dönemine baz olması için hızlıca oluşturuldu, ancak zamanla genişleyecek elbette.

Blogzette.net'in, kendine trafik yaratırken, aynı zamanda blogların kendilerine de trafik yaratacak. Bir cok az tanınan ve değerini bulamayan blog içeriginin, burada farklı bir değer kazanacağına inanıyorum.

Siteye www.blogzette.net adresinden ulasabilirsiniz.

Etiketler: , , , ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 8:39 AM yazýya linkler | 6 yorum var

Pazartesi, Kasım 10, 2008

Kablo TV Rezaleti

Kablo TV frekanslarında bir kaç hafta önce yapılan değişiklik, hemen hemen bütün kanalların yerlerinin değişmesine yol açmıştı. Müşterilere doğru dürüst bir açıklama gerçekleştirilen bu değişiklik, bu şebekeye bağlı milyonlarca abonenin, popüler kanallarını TV'lerinde bulup tekrar sıralamalarına yol açmıştı.

Bu değişiklik yetmezmiş gibi, bir kaç gün önce, çoğu kanalın frekansları yine değişti. Evet, yine milyonlarca insan "acaba Cnbc-e nereye kayboldu, ATV burada değil miydi?" gibi sorular ve küfürlerle TV'lerinin ayarlarını tekrar yapmak zorunda kaldı.

Düşüncesizlik
Sadece düşüncesizlik ve umursamazlık. Hadi biz bu ayarları küfrederek de olsa yapıyoruz, ya yaşı ileri olan, TV'sindeki bu zahmetli ve zor ayarları beceremeyen onbinlerce insan ne yapıyor? Şunu yapıyor; ayarları yaptırtmak için, bu işi becerebilecek bir yakınlarının kendilerini ziyaretini bekliyorlar.

Müşteri, müşteri değil!
Evet, biz Kablo TV yetkilileri gözünde müşteri değiliz. Sadece, her ay başında paramızı ödeyen ve bunu yapmaya mecbur olduğu düşünülen insanlarız. Eğer Türksat bizim müşteri olduğumuzu düşünseydi, yaptığı değişiklikleri mecburi olanlar dışında en az seviyede tutar, bununla ilgili müşterilerini doğru dürüst bilgilendirirdi. Eğer Türksat bizim müşteri olduğumuzu düşünseydi, arada bir de olsa, yayınını yaptığı kanallar arasına izlemeye değer bir kaç kanal eklemeyi düşünürdü.

Neden uydu üzerinden yayınları takip etmiyorsun diyebilirsiniz. Şu an için tek sebebi, Kablo TV ile, aynı anda birden çok kanalı video kaydedicimde kaydedip, daha sonra izleyebilmemdir. Uydu yayınlarında ise bunu yapmak için, farklı özelliklere sahip alıcılar kullanmak gerekmekte. Yeni uydu alıcısı aldığım anda, Kablo TV aboneliğimi de hemen sonlandıracağım.

Etiketler: , , , , ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 12:51 PM yazýya linkler | 1 yorum var

Perşembe, Kasım 06, 2008

Kaldırım relasyon ve korelasyon

Yine kaldırımlarımız büyük bir hızla sökülüp, yeniden yapılmaya başlandı. Her seçim döneminde farklı tarzda kaldırımlarla yenileniyor sokaklarımız.

Merak ediyorum, acaba bu konuda bilimsel bir araştırma var mıdır: yapılan kaldırımın kalitesi ve/veya miktarı ile, belediye başkanının yeniden seçilme oranının değişim oranı arasındaki korelasyon hakkında. Türkiye'de bir bilimadamı bu konuda çalışma yapsa, sanırım şöyle konuşmalar duyabilirdik: "Abi boşver kaldırım yapmayı, baksana korelasyon negatif çıkmış, onun yerine yollara yeni asfalt yapalım, maksimum korelasyon var!".

Şaka filan, aslında buna ciddi ihtiyaç olabilir, ben bu konuda bir çalışma yapayım, belki partinin birine satarım, ilk yapan malı götürür :-)

Etiketler: ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 5:15 PM yazýya linkler | 0 yorum var

Salı, Kasım 04, 2008

CPM ne demek?

Çok basit oldu galiba :-) Ama bu kısaltmanın Internet reklam sektöründe yanlış kullanıldığını çok görmekteyim. İşte size Wikipedia'daki açıklama, bence gayet iyi özetliyor:

"Cost per mille (CPM), also called cost ‰ and cost per thousand (CPT), is a commonly used measurement in advertising. In Latin mille means thousand, therefore, CPM means cost per thousand. Radio, television, newspaper, magazine, Out-of-home advertising and online advertising can be purchased on the basis of what it costs to show the ad to one thousand viewers (CPM). It is used in marketing as a benchmark to calculate the relative cost of an advertising campaign or an ad message in a given medium. Rather than an absolute cost, CPM estimates the cost per 1000 views of the ad." Tam metin için tıklayın.

Kısaca, bir reklamın, bin kişiye veya bin kere görüntülenmesinin maliyetine verilen isimdir CPM. Örneğin, bir reklam mecrasından 1.000.000 kişiye görüntülenecek reklamı, 2500 YTL'ye satın aldıysanız, CPM'iniz 2,5 YTL olacaktır.

Reklam tekliflerinde veya konuşmalarda CPM terimi aşağıdaki gibi kullanılabilmekte:

"1000 CPM için fiyatımız 5000 YTL"

Aslında burada söylenmek istenen, "1.000.000 yayın için fiyatımız 5000 YTL"dir. Yani, CPM 5 YTL olmaktadır. Veya,

"Kaç CPM yayın istiyorsunuz?"

Burada da söylenmek istenen, "Reklamınızın kaç defa yayınlanmasını istiyorsunuz"dur.

CPM'in Önemi
Bence CPM'in en önemli özelliği, farklı mecralar arasında reklam maliyetlerimizi karşılaştırmamıza olanak tanıması. Örneğin, gerçekleştireceğiniz bir kampanyanın, TV, gazete, dergi ve Internet mecralarındaki CPM değerlerini hesaplayarak, hangi kampanyanın birim maliyetinin daha makul olduğunu belirlemeniz mümkün olacaktır. Gerçi, TV ve dergi gibi geleneksel mecralarda güvenilir CPM değerleri hesaplamak, Internet'e göre biraz daha zor olmakta. Örneğin, aylık tirajı 20.000 olan dergiye, 2500 YTL ücretle reklam verdiğinizde CPM değeriniz ne olacak? Eğer her dergiyi sadece 1 kişi okuyorsa, muhtrmelen CPM'iniz 2500/20= 125 YTL olacaktır. Ama, eğer her dergiyi 5 kişi okuyorsa, CPM'iniz 25 YTL'ye düşebilecektir. Dolayısı ile, sağlıklı bir değere ulaşabilmeniz için, ilgili derginin her sayısının, ortalama olarak kaç kişi tarafından okunduğunu bilmeniz, veya tahmin etmeniz gerekecektir.

Ancak, bazı varsayımlara göre de hesaplasanız, mecralararasında genel bir karşılaştırma yapabilmek açısından CPM önemli bir veri sağlamakta. Arada çok büyük farkların oluştuğu durumlarda, sorgulama yapmanız için sizi de uyarmakta.

Her CPM eşit değildir!
CPM değerlerini karşılaştırırken, her mecranın kendi izleyicilerinin özelliklerini de dikkate almakta fayda var tabii ki. Hedef kitleniz olmayan bir mecrada, CPM ne kadar düşük olursa olsun, yaptığınız yatırımın karşılığını alamayabilirsiniz. Dolayısı ile, reklam tekliflerini değerlendirirken, sadece CPM maliyetinizi değil, aynı zamanda, ilgili mecranın sizin için ne kadar doğru bir mecra olduğunu da sorgulamak gerekmekte.

Dönüşüm olmazsa olmaz!
Bu yazımın konusu değil ama, CPM'iniz ne olursa olsun, eğer reklamınızı görenler, sizin istediğinizi yapmıyorlarsa (yani ürününüzü satın almıyorlarsa, sitenizi ziyaret etmiyorlarsa ...) o zaman bir şeyleri yanlış yapıyorsunuzdur. Görseliniz kötüdür, mesajınız kötüdür, teklif ilgi çekici değildir, reklamınız doğru yerde yayınlanmamıştır v.b.

Kısaca, CPM sadece birim satın alma fiyatınızı karşılaştırmanızı sağlar, o mecranın ve/veya medyanın etkinliği ayrı bir konudur.

Etiketler: , , ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 4:45 PM yazýya linkler | 3 yorum var

Cumartesi, Kasım 01, 2008

Bravo sinyor Fiat!


Fiat'ın yeni 500 ve Grande Punto modellerine eklediği yeni özellik, sorunlara farklı bakış açıları ile yaklaşınca, ne kadar değişik ve faydalı çözümlere ulaşılabileceğini göstermekte.

Fiat'ın EcoDrive adını verdiği sistem ile, aracınızı kulllanırken oluşan veriler (hızınız, frenleme şeklinz ve diğer kullanım özellikleriniz) araçtaki bir USB portuna bağladığınız bir hafıza kartına kaydedilmekte. Daha sonra, bu verileri Fiat'ın ilgili web sitesine yüklediğinizde, veriler analiz edilerek, yakıt tasarrufu sağlayacak öneriler verilmekte. Web sitesinde, gerçekleştirdiğiniz CO2 salınımı ve zaman içinde kullanım alışkanlıklarınızı değiştirerek, ne kadar tasarruf yaptığınız gibi bilgilere de ulaşabiliyorsunuz.

Ayrıca, web sitesinin EcoVille denilen bölümünde, sizin gibi bilgilerini yükleyen diğer Fiat kullanıcıları ile de irtibata geçerek,bir topluluk oluşturma şansınız var. Böylece, her gün büyüyen bir topluluk olarak, çevreye katkınızın ve tasarrufunuzun toplu boyutunu da görebiliyorsunuz.

Bir taşla, iki kuş!
Uygulama, hem bireyleri basit önlemlerle tasarrufa teşvik ederken, hem de sosyalleşmeyi içermesi açısından bence çok başarılı. Fiat günümüz insanının webde sosyalleşme ihtiyaç ve yönlenmesini, kendi pazarlama/ürün geliştirme amaçlarına yönelik olarak değerlendirmiş.

Ben bu fikri özellikle şu yönden sevdim: Fiat mevcut ürünlerinde yakıt tasarrufu amacı ile direkt teknolojik çözümler bulmak yerine, dolaylı olarak kullanıcı davranışlarını değiştirerek aynı sonuca gitmeyi hedeflemiş. Üstelik, bunu sosyal pazarlama ile çok iyi şekilde bir araya getirmiş. Hem daha ekonomik, hem de kullanıcıyı da işin içine çektiği için,duygusal açıdan sonuç verebilecek, uzun vadeli marka bağlılığı yaratabilecek bir uygulamaya imzaatmış.

Fiat bu basit ve etkili uygulamasından dolayı bence 'bravo'yu hak ediyor!

Haber kaynağı: Springwise

Detaylı bilgi: Fiat Eco:Drive

Etiketler: , , , ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 8:13 AM yazýya linkler | 0 yorum var

Çarşamba, Ekim 29, 2008

Asus EEEPc 900 Mini Değerlendirme


Bir kaç aydır ikinci taşınabilir bilgisayar olarak Asus EeeePC 900 kullanıyorum. Deneyimlerimi sizlerle kısaca paylaşıyorum.

Benim kullandığım Linux Xandros versiyonu yüklü olan 20GB kapasiteli model.

İyi Yanları:
- Çok hafif ve küçük
- Ekran çözünürlüğü günlük işler için yeterli
- Çok hızlı açılıyor ve kapanıyor. Yaklaşık 10-15 sn. açılış ve kapanış süresi var. Vista'nın açılması için 6-7- dakika beklediğimi düşününce, bu bana muhteşem bir özellik olarak gözükmekte.
- Günlük işler için gerekli uygulamalar hazır olarak gelmekte.
- Güvenlik v.b. konusunda pek bir şeyi kafanıza takmanız gerekmiyor.
- Batarya süresi muhteşem olmasa da yeterli denebilir, 2-3 saat arasında kullanım mümkün.
- Touchpad hassaslığı ve büyüklüğü iyi. Çift parmakla kaydırma yapabilmek (web sayfalarını aşağı çekmek gibi) güzel bir özellik.
- 3 USB çıkışı bu boyutta bir cihaz için iyi bir özellik.
- Kablosuz bağlantı kalitesi ve hassaslığı iyi.

Kötü Yanları:
- Çok ihtiyacınız yok ama, Linux Xandros'a yeni program yüklemek çok zor ve riskli.
- Klavye çok küçük ve bazı tuşların yerleşimi çok iyi değil. Özellikle "shift" tuşunun yerine bir türlü alışamadım. Bu nedenle, hızlı yazmaya alışmış kişiler bu bilgisayarda işlerinin çok yavaşladığını görebilirler.
- Klavyedeki boşluk (space) tuşu çok hassas değil ve hızlı yazı yazarken genellikle boşlukları atlayabiliyorsunuz. Bu sadece benim bilgisayarımdaki bir sorun mu bilmiyorum.
- İşlemci Atom olmadığı için, batarya kullanım süresi muhteşem denemez.
- Kablosuz bağlantının otomatik bağlanma özelliği her zaman düzgün şekilde çalışmıyor, her seferinde bağlantıyı elle tekrar başlatmanız gerekiyor.
- Fare tuşları hassasiyeti biraz düşük, ve çok sesli çalışıyorlar.
- Bluetooth üzerinden Internet bağlantısı yapmak çok zor, ayrıca bir dongle bağlamanız ve karmaşık ayarlamalar yapmanız gerekiyor, o da becerebilirseniz.

Ne için uygun, neler yapabilirsiniz?
Bu cihazı ana iş bilgisayarı olarak konumlandırmamak lazım, fiyatına ve özelliklerine bakarak, orantılı bir beklenti içinde olmak lazım. Dolayısı, ana iş bilgisayarı olarak kesinlikle önermem, ben her zaman kullandığım diğer notebook bilgisayarımı kullanmaya devam ediyorum. Ancak, bu cihaz, tatilde ve evde ortak kullanım için çok güzel. Ev içinde, kablosuz ağ üzerinden webde dolaşmak için biçilmiş kaftan. İşte yapabilecekleriniz:

- E-posta programları yeterli, Thunderbird bu iş için bence gayet iyi.
- Skype hazır gelmekte.
- MSN benzeri anında mesajlaşmalarınız için program mevcut.
- MS Office dosyaları ile çalışabilirsiniz. OpenOffice gayet yeterli.
- DivX v.b. videolarınızı rahatça izleyebilirsiniz, ekran kalitesi oldukça iyi.
- Web'de gezmek için mükemmel.
- YouTube v.b. videoları izlemek zevkli (eğer yasaksız gününe rastlarsanız :-))
- Gmail/Hotmail ve Google Docs gibi web servislerine hızlı erişim ikonları, bu servislerden faydalananlar için kolaylık sağlamakta.

Kısaca;
Eğer beklentileriniz çok yüksek değilse, joker bir bilgisayar olarak çok iyi. Bu günlerde Atom işlemcili versiyonları da piyasaya giriyor, 6 saat civarı batarya ömrü ile alacaksanız mutlaka Atom versiyonunu düşünün derim.

Etiketler: , , ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 9:56 AM yazýya linkler | 1 yorum var

Perşembe, Ekim 23, 2008

Internet'te Pazarlama Mind Map'i


Geçtiğimiz gün, Internet'te Pazarlama için bir "mind map" hazırlamak aklıma geldi. Bana göre en önemli bulduğum başlıklarla bir harita oluşturdum. Daha çok ekleme yapılabilir ama, yine de başlangıç için iyi bir harita oldu sanırım. Aklıma gelen iyileştirmeleri zaman içinde yapmayı düşünüyorum.

Eğer önerileriniz olursa, iletirseniz haritaya ekleyebilirim.

Haritanın PDF versiyonunu buradan indirebilirsiniz.

Etiketler: , ,

Bookmark and Share
posted by Serdar Öner at 11:30 AM yazýya linkler | 2 yorum var